Yeraltı Edebiyatı
Edebiyat / Kasım 11, 2018

Yeraltı Edebiyatı Romantizm ve Varoluşçuluğun etkisi altında kalan bir edebi tür olan Yer altı Edebiyatı, kişinin kendi öz yargıları ve öznel hayat tarzı ile toplum tarafından kabul edilmesi gerekliliğini ifade eden bir edebiyat türüdür. Bu türün en büyük özelliği sıra dışılığı ortaya çıkarmak ve bunu olabildiğince toplumun tamamına yada yazım amacına bağlı olarak belirli kişi ya da kişilere haykırmaktır. Yer altı Edebiyatı Sade’ye (1740-1814) kadar uzanan önemli bir detaycılığı da ortaya koyar. Eleştirel, sert ve aykırılık gibi toplumun genel yargılarına ters olan 3 bağlam etrafında gidip gelen bu edebiyat, günümüz popülist yaklaşımların da derinden tezahürü olarak görülebilir. Yer altı Edebiyatın en büyük etkisi Hollanda ve Fransa’da görülür. Ülkemizde de bu alanda önemli eserler veren birkaç gerçek anlamda edebiyatçı sayılabilir. Yer altı edebiyatının esasen Gotik edebiyattan da etkilendiği ve yer yer bu edebi tür ile de birlikte anıldığı da olmuştur. Başa kakma, serbestlik, haykırış, kendini kabul ettirme, özgür olma ve dahası çıplak olmayı esas alan bu edebiyatın günümüzde geçerliliği daha da artmış ve alkol, fuhuş, saplantılı, bencillik, seks, küfür ve uyuşturucu gibi birçok terimin de daha çok işlendiği görülmüştür. Tüm bu varlıkların tamamı ile bu edebiyatın ilgi alanında olduğu ve bunun da edebi bir dille nasıl yoğrulduğu halen tartışmaya açık bir…

En Zor Öğrenilen Diller
Edebiyat / Ağustos 6, 2018

En Zor Öğrenilen Diller Kişilerin anadilinden farklı bir dili öğrenmeleri gerçekten zor ve meşakkatli bir süreçtir. Özellikle bazı diller var ki öğrenmek için biraz daha çaba sarf etmek gerekecektir. İşte öğrenirken zorlanacağınız; ama bir o kadar da zevkli yabancı diller: Tagalonca: Filipinler’in resmi dili olan Filipince’nin temelleri bu dilden gelir. Günümüzde Filipinler’de halkın dörtte biri bu dili konuşuyor. Fince: İsimler 15 farklı görevde kullanılır ve alt yapı gereği İngilizce’ye benzemediğinden öğrenmesi daha zordur. Navahoca: ABD’nin güney kesiminde kullanılan dillerden biridir. Almanca veya Latin dillerle arasında benzerlik olmadığı için öğrenmesi zordur. Norveççe: Norveç’in resmi dilidir. İskandinav ülkelerinde de bu dille anlaşmak kolay; ancak diğer ülkeler için bu pek de kolay olmayacaktır. Vietnamca: Dil bilgisi ve telaffuzu oldukça sıra dışıdır. 6 farklı ses tonlaması vardır. Moğolca: En zor kısmı telaffuzu. Rusça bilenlerin daha kolay öğrenebileceği bir dildir. Tayca: Tayland’ın resmi dilidir. 44 sessiz harfi, 32 sesli harfi vardır. Telaffuz ve tonlamaları oldukça zordur. Mandarin: Kuzey Çin’de konuşulan lehçelerin genel adıdır. Dilde çok fazla deyim vardır ve okuma diliyle yazma dili arasında farklılık gösterir. Japonca: En önemli zorluğu kendine has alfabe stili olması. Latin alfabesine uzak olan bu sistem Japonca’yı öğrenmeyi de zorlaştırır. Türkçe: Bizim anadilimiz olsa da yurt dışındaki kişiler dilimizi öğrenmek…

Romeo ve Juliet Trajedisi
Edebiyat / Temmuz 16, 2018

Romeo ve Juliet Trajedisi İnsanlardaki aşk anlayışı her zaman Romeo ve Juliet misalidir. İnsanlar onların aşkının gerçek aşk olduğunu düşünür ve diğer aşklara örnek olduklarını öne sürerler. Ama gerçek şudur ki; bu şehvetli aşk sadece 5 gün sürmüş ve tanıştıkları günün ertesi gününde evlenmişlerdir. Hayatları çok hızlı gittiği için ise 5. günün sonunda ölmüşlerdir. Böyle bir aşkın örnek olması tamamıyla aralarında geçen süslü diyaloglar sayesindedir. Usta yazar Shakespeare’in trajedi olarak yazdığı Romeo ve Juliet, yüzyıllardır insanların bildiği ve örnek aldığı aşk aslında ilk görüşte aşktır. Düşman ailelerin çocukları olan Romeo ve Juliet aşklarını bu yüzden hızlı ve gizli yaşamışlardır. Gizli evlilik ardından işlenen cinayetler onları evlendikleri gün ayırmıştır. Shakespeare o cinayetlerin sebebini Romeo’nun mantıksız ve ani hareketlerine bağlamıştır. Juliet’in öldürülen kuzeni, Romeo’nun şehirden sürülmesine ve başlarına gelecek trajedilerin başlamasına neden olmuştur. Normal hayatta aşklar bu kadar hızlı ve düşüncesiz değildir. Bence örnek olarak gösterilen bu aşk hikâyesi yazarında tasarladığı gibi ikisinin ölümüyle bitmiştir ve bu kadar kısa sürede can vermeleri o aşkın gerçek aşk olduğunu göstermez. Juliet’in yaşının Romeo’dan küçük olmasına rağmen sürekli Romeo’yu biraz yavaş olmaları konusunda uyarsa da Romeo sürekli olarak hayatı hızlı yaşamaktadır. Bu olayların yanı sıra ise Romeo, Juliet’in kuzeni olan Rosaline’e platonik olarak âşıktır ve…

Gotik Edebiyatı
Edebiyat / Haziran 18, 2018

Gotik Edebiyatı “Gotik Edebiyat” türü, karanlık romantizmin ensıra dışı biçimi olarak, kendi kendini yok etme ve günahsız terör, kişisel eziyet, kötüye kullanma, delilik ve doğaüstü olayları içeren aşırı ifadelerin yer aldığı bir edebiyat akımıdır. Basitçe söylemek gerekirse, Gotik Edebiyatı, orta çağ karanlığının iç yüzünü toplumun yaşam felsefesi ile irdeleyerek ortaya çıkardığı bir edebiyat türüdür.Dünya’da bu edebiyat türünde en seçkin içerikler oluşturanların başında hiç kuşkusuz Edgar Allan Poe gelir. Bu türdeki en güzel ürkütücü masallarından bazılarını yazarak bu alanda diğer yazarları da etkilemeyi başarmıştır. Tarzın diğer önemli yazarları arasında Mary Shelley, BramStoker, J. Sheridan Le Fanu, H.P. Lovecraft, Philip K. Dick, AlgernonBlackwood, Guy de Maupassant, Amelia B. Edwards, M.R. James, Arthur Machen, Elizabeth Gaskell, W.W. Jacobs, W.F. Harvey ve Robert W. Chambers gibi yazarlar gelmektedir. Türkiye’den ise bu alana pek rağbet edilmemiş olması sadece Okay Tiryakioğlu’nun adının burada geçmesine neden olmuştur. “Gotik” kelimesinin etimolojisi, “klasik olmayan” anlamına gelen Fransızca ve Latince karışımı bir kelime olan, Goethe’dir. Bu akım ya da” Edebiyat” Eski Alman halkının diline atıfta bulunarak, 1640’lı yıllarda Kuzey Avrupa’da ortaya çıkan bir orta çağsanatı ve mimarisi haline geldi. 19. yüzyılda, ortaçağ ortamını gizem ve korkuya yönelten edebi bir üslup haline geldi. Bu türü benimsemiş olan yazarların oluşturduğu eserler arasında…

Post Modern Edebiyat
Edebiyat / Mayıs 24, 2018

Post Modern Edebiyat Postmodernedebiyat hem stilistik hem de ideolojik olarak, parçalanma, paradoks, güvenilmez anlatılar, çoğu zaman gerçekçi olmayan ve imkânsız imgeler, oyunlar, parodi, paranoya, kara mizah ve otoriter kendilik gibi edebi kurallara dayanarak oluşturulmuş bir edebiyat biçimidir. Postmodern yazarlar, romanlarında, öykülerinde ve şiirlerinde tam anlamıyla anlamları reddetme eğilimindedirler ve bunun yerine, tek bir edebi eser içinde çoklu anlamların ya da anlamın eksikliğinin altını çizip okuyucularına sunarlar. Postmodern edebiyat, sıklıkla, “yüksek” ve “düşük” sanat ve edebiyat biçimlerinin yanı sıra farklı türler ve yazma biçimleri ve hikâye anlatımı arasındaki ayrımları da reddeder. Postmodern edebiyatta sıklıkla kullanılan stilistik tekniklerin bazı örnekleri ise şu şekildedir: Benzetme: Önceki yazılardan ve edebi üsluplardan çeşitli fikirlerin alınması ve yeni yapıtlar ortaya koymak için bir araya getirilmesi. Metinler arasılık: Bir önceki edebi eserin başka bir edebi eserde kabul edilmesi. Üst kurmaca: Yazı ya da okuyucular hakkında yazılanların, okumaya çalışılan kurgunun kurgusal doğasından haberdar olma eylemi. Zamansal Bozulma: Bir hikâyede doğrusal olmayan zaman çizelgelerinin ve anlatı tekniklerinin kullanılması. Minimalizm: Kesinlikle ortak ve istisnai olmayan karakterlerin ve olayların kullanımı. Maksimalizm: Dağınık, uzun, son derece ayrıntılı yazı. Büyülü Gerçekçilik: Gerçekçi olmayan bir anlatıya imkânsız veya gerçekçi olmayan olayların girmesi. Okuyucu Katılımı: Okuyucunun doğrudan adresi ve tarif edilen olayların kurgusal niteliğinin açık…

Varoluşçu Edebiyat
Edebiyat / Mayıs 17, 2018

Varoluşçu Edebiyat “Düşünüyorum, O Halde Varım” Şimdi klişe seviyesine kadar indirilmiş olmasına rağmen Rene Descartes’ın ünlü sözü varoluşçu düşüncenin felsefi temellerini mükemmel bir şekilde ortaya koyan en önemli sözdür. Varoluşçuluğun kökleri, on dokuzuncu ve yirminci yüzyıl filozoflarının, ki aralarında Friedrich Nietzsche, Martin Heidegger ve Søren Kierkegaard gibi yazarlar var; yazılarına dayanır. Felsefe, bakış açıları, estetik ve dünya ile başa çıkma yaklaşımları ve doğal zorlukları arasında çok gevşek bir birikimdir. Bu nedenle, disiplin hatlarını ve sorgulama biçimlerini geçen sayısız permutasyonlar ve varoluşçu akımları vardır. En genel anlamda varoluşçuluk, varoluşun içinde anlam bulma problemi ile ilgilenir. Bu açıdan bakıldığında, Varoluşçu Edebiyat ’ta bireyin kendini bulma ve araması üzerine kurgulanmış bir yapıtı ortaya koyma ilmi olarak kısaca ifade edilebilir. Varoluşçu Edebiyat ‘ta birey kendi benliği için anlam bulmalı veya yaratmalıdır. Varoluşçu düşünce, kötümserlik ve hatta nihayet dolu bir nihilizm için adil olmayan bir üne kavuşmuştur. Bu itibar biraz anlaşılabilir. Anlam yaratma fikri, bazılarını sonuçta anlamsız ve hatta saçma olarak vurgular. Varoluşçu Edebiyat ile ilişkili, anonim, can sıkıntısı ya da korku gibi popüler kuşakların bazıları da ortalama okuyucuyu karamsarlıkla avutmak olarak algılanabilir. Ancak, felsefi varoluşçu düşüncesinde hiçbir şey, insanlık ya da gerçekliğin olumsuz bir görünümünü dikte etmez sadece etrafında gezinerek karamsarlık iç güdüsü sentezi…

Halk Edebiyatı
Edebiyat / Mayıs 10, 2018

Halk Edebiyatı Büyükanne ve büyükbabanın sevdiği herhangi bir eski hikâye ya da ezgiyi hatırlıyor musun, yoksa belki de her yolculukta bir balık yakalayan birinin hikayesini duyuyor da olabilirsin. Bunlar ve muhtemelen daha önce duyduğunuz öyküler ve şarkılar Halk Edebiyatı’nın örnekleridir. Şarkı söyleme veya hikâye anlatımının sözlü gelenekleri olarak kısaca tanımlanabilecek Halk Edebiyatı, en eski edebi akımlardan biridir.  Bu şarkıları ya da öyküler yazıldığında, sözlü geleneklerin korunması, halk edebiyatının en temel özelliklerinden biridir. Peki Halk Edebiyatı ile ilgili en çok merak edilen soruyu soralım o zaman: Kim yazdı? Hala bilinen Batı Halk Edebiyatı örneklerinden bazıları, Sümer (Gılgamış) ve Yunanistan (Iliad&Odyssey) destanlarında bulunabilir. İnsanlar bu devasa eserleri ve diğer halk şarkılarını binlerce yıl boyunca tek bir yazara atfetmeye çalışmış olsalar dagerçek şu ki, bunu kesinlikle herhangi bir kesime yad a kişiye endeksleme yapamayız. Bunun nedeni, Halk Edebiyatı’nın geleneksel olarak yazılı kelimeden ziyade geleneksel olarak aktarılan bir miras olarak – gerçekten bir kültürün ürünü değil, yaşayan bir birey olmasındandır. Öte yandan, halk edebiyatının, daha önce sadece ağızdan dolaşan bir eser ya da öykü olduğu söylenebilir. Örneğin, Grimm kardeşlerin peri masalı Cinderella’nın versiyonuna aşina olabiliriz, ama bu hikâyenin diğer pek çok biçimi de var. Fakat artık bu tüm insanların ortak birer paydası olmuştur.

Divan Edebiyatı
Edebiyat / Mayıs 4, 2018

Divan Edebiyatı Osmanlı döneminin en önemli edebi faaliyeti, birçok alimin kültürel yabancılaşmanın ürünü olduğunu iddia ettiği Divan Edebiyatı, çoğunlukla Arap ve İran sanatının bir uyarlamasıydı. Medrese (teoloji okulu) eğitimi ve dini bilgisi olan kişilere hitap ediyordu. Ancak, takdir edilmedi ya da kitleler tarafından okunmadı ve sadece muhakeme edebiyatı olarak kaldı. Dili, daha sonra Osmanlı Dili olarak adlandırılan Türkçe, Arapça ve Farsçanın bir karışımıydı. Bu tür çoğunlukla şiirler oluştursa datarih kitapları, mektuplar ve seyahat notları da bu edebiyat türü baz alınarak oluşturulmuştur. Dehhani, Kadi Burhaneddin, Nesimi ve Ahmedi on dördüncü yüzyılda Divan şiirinin ilk ustalarıydı. On beşinci yüzyıldan itibaren Türk divan şairleri, Pers şiirinin tüm özelliklerini benimsemiştir. Dini olmayan derslerde, en ünlü şair edebiyat şairleri Şeyhi, Ahmet Paşa ve Necati idi. Süleyman Çelebi, bu dönemin en tanınmış dini şiirini yazdı. Mevlüt, türünün diğer örneklerinden basit, hevesli ve samimi bir dille farklıydı. Bugün hala bazı dini toplantılarda okunmaktadır. Osmanlı Devleti’nin siyasal iktidarının zirvesine ulaştığı on altıncı yüzyılda sanat ve edebiyat altın çağını yaşadı. Aslında, İstanbul, Batı ve Doğu kültürlerinin dikkatini çeken ve Anadolu, Balkanlar ve Orta Doğu’da yaşayan birçok sanatçıyı çeken bir merkez haline geldi. Bu durum, edebiyatın büyük ustalarını yetiştirmek için bir zemin oluşturdu, fakat aynı zamanda Türkçeyi Osmanlı diline çevirdi,…

İktisadi Edebiyat
Edebiyat / Nisan 27, 2018

İktisadi Edebiyat Edebiyat dünyasının en çok hor gördüğü ve sahipsiz kıldığı alanlardan biri de hiç kuşkusuz İktisadi Edebiyattır. Edebiyat ilminin bir alt kolu olan İktisadi Edebiyat, son zamanlarda özellikle trendlerin ve anlayışların değiştiği bir ortamda daha çok ön plana çıktı. Eski tip Edebiyatı neredeyse 10’a katladı. Bugün günümüzde kişisel gelişim kitaplarının çoğunun konusu haline gelen İktisadi Edebiyat, edebiyatın ticari yönü ile ilintili yapıtların ortaya konulduğu edebiyat türüdür. İktisadi Edebiyat ile okuyuculara iktisadi ve istatistiki veriler ışığında bilgiler vermeyi amaçlar yazar. Ve bunu yaparken de ülke bazında sonuçlar ortaya çıkarmaya ve bu sonuçlara göre artı ve ski ticari akımları ortaya çıkarmaya çalışır. Burada amaç kâr elde etmektir. Ve kârı elde ederken ki süreç işlenir. Yazarın hedefindeki kitlede ise okur yazar olan ve özellikle iktisat alanına yönelen kişiler vardır. Bu kişilerin hayalinde ki en büyük şeyin para kazanmak olduğunu düşünen iktisadi edebiyatçı, bunu en iyi şekilde edebi eser üzerine kurgular ve deyim yerindeyse nabza göre şerbet vermeye çalışır. Bu edebiyat türü de kendi arasında birkaç alt dala ayrılsa da en çok bilineni İktisadi İstatistiki Edebiyattır. Edebiyat türleri arasında Gotik ’tensonra en az bilinen ve Edebiyat ile en az özdeşleşen bu türde amaç her ne kadar hedef kitlenin iktisadi yönü ile ilgilenmek olsa…

Fantastik Edebiyat
Edebiyat / Nisan 23, 2018

Fantastik Edebiyat Fantastik Edebiyat ya da bilinen bir diğer adı ile Fantezi Edebiyatı, gerçek dünyada bir olayın gerçekleşemeyeceği bir tür edebi tür olarak kısaca ifade edilebilir. İçerik planlamasında genellikle bilinmeyen bir dünyanın keşfedilmemiş bir gezegen üzerinde yer alan büyücülük veya büyü yönü ile olağan üstünlüğü içerir. Genel teması ve içeriği, bazen Avrupalı Orta çağ dönemlerine benzeyen bir teknoloji, mimari ve dil kombinasyonunu içerir. Fantastik Edebiyat ile ilgili en ilginç şey, içeriğinde cadılar, büyücüler, insanlar gibi konuşan hayvanlar gibi efsanevi canlılar ve yaratıkların gerçek hayatta asla gerçekleşemeyen olayları meydana getirmesi üzerinedir. Modern halk hikayeleri, anlatıcıların, güçlü çatışma, karakterlerin çok az tanımı, hızlı çözüme sahip hızlı hareket eden olaylar dizisi ve bazen sihirli unsurlar ve belirsiz ortamlar gibi bazı tipik unsurlara eşlik eden geleneksel bir masalda anlattıkları fantastik hikayelerdir. Ancak, bu hikayeler popülerdir, çünkü tarih boyunca yazarlar bunları yazarken birçok farklı amacı gütmüş ve çoğu zaman hayal ötesi varlıklara ve olaylara yönelmişlerdir.  Hans Christian Andersen gibi mükemmel bir yazar bu alanda en çok tanınan Dünyaca ünlü bir yazardır. Ve Türkiye’de ki karşılığı ise Puslu Kıtalar Atlası ile dikkat çeken İhsan Oktay Anar’dır. Bülbül, İmparatorun Yeni Kıyafetleri, Thumbelina ve Çirkin ördek yavrusu gibi romanlar Fantastik Edebiyatın en mükemmel harmanlandığı yapıtlar olarak raflarda ki…