Yeraltı Edebiyatı
Edebiyat / Mayıs 30, 2018

Yeraltı Edebiyatı Romantizm ve Varoluşçuluğun etkisi altında kalan bir edebi tür olan Yer altı Edebiyatı, kişinin kendi öz yargıları ve öznel hayat tarzı ile toplum tarafından kabul edilmesi gerekliliğini ifade eden bir edebiyat türüdür. Bu türün en büyük özelliği sıra dışılığı ortaya çıkarmak ve bunu olabildiğince toplumun tamamına yada yazım amacına bağlı olarak belirli kişi ya da kişilere haykırmaktır. Yer altı Edebiyatı Sade’ye (1740-1814) kadar uzanan önemli bir detaycılığı da ortaya koyar. Eleştirel, sert ve aykırılık gibi toplumun genel yargılarına ters olan 3 bağlam etrafında gidip gelen bu edebiyat, günümüz popülist yaklaşımların da derinden tezahürü olarak görülebilir. Yer altı Edebiyatın en büyük etkisi Hollanda ve Fransa’da görülür. Ülkemizde de bu alanda önemli eserler veren birkaç gerçek anlamda edebiyatçı sayılabilir. Yer altı edebiyatının esasen Gotik edebiyattan da etkilendiği ve yer yer bu edebi tür ile de birlikte anıldığı da olmuştur. Başa kakma, serbestlik, haykırış, kendini kabul ettirme, özgür olma ve dahası çıplak olmayı esas alan bu edebiyatın günümüzde geçerliliği daha da artmış ve alkol, fuhuş, saplantılı, bencillik, seks, küfür ve uyuşturucu gibi birçok terimin de daha çok işlendiği görülmüştür. Tüm bu varlıkların tamamı ile bu edebiyatın ilgi alanında olduğu ve bunun da edebi bir dille nasıl yoğrulduğu halen tartışmaya açık bir…

Post Modern Edebiyat
Edebiyat / Mayıs 24, 2018

Post Modern Edebiyat Postmodernedebiyat hem stilistik hem de ideolojik olarak, parçalanma, paradoks, güvenilmez anlatılar, çoğu zaman gerçekçi olmayan ve imkânsız imgeler, oyunlar, parodi, paranoya, kara mizah ve otoriter kendilik gibi edebi kurallara dayanarak oluşturulmuş bir edebiyat biçimidir. Postmodern yazarlar, romanlarında, öykülerinde ve şiirlerinde tam anlamıyla anlamları reddetme eğilimindedirler ve bunun yerine, tek bir edebi eser içinde çoklu anlamların ya da anlamın eksikliğinin altını çizip okuyucularına sunarlar. Postmodern edebiyat, sıklıkla, “yüksek” ve “düşük” sanat ve edebiyat biçimlerinin yanı sıra farklı türler ve yazma biçimleri ve hikâye anlatımı arasındaki ayrımları da reddeder. Postmodern edebiyatta sıklıkla kullanılan stilistik tekniklerin bazı örnekleri ise şu şekildedir: Benzetme: Önceki yazılardan ve edebi üsluplardan çeşitli fikirlerin alınması ve yeni yapıtlar ortaya koymak için bir araya getirilmesi. Metinler arasılık: Bir önceki edebi eserin başka bir edebi eserde kabul edilmesi. Üst kurmaca: Yazı ya da okuyucular hakkında yazılanların, okumaya çalışılan kurgunun kurgusal doğasından haberdar olma eylemi. Zamansal Bozulma: Bir hikâyede doğrusal olmayan zaman çizelgelerinin ve anlatı tekniklerinin kullanılması. Minimalizm: Kesinlikle ortak ve istisnai olmayan karakterlerin ve olayların kullanımı. Maksimalizm: Dağınık, uzun, son derece ayrıntılı yazı. Büyülü Gerçekçilik: Gerçekçi olmayan bir anlatıya imkânsız veya gerçekçi olmayan olayların girmesi. Okuyucu Katılımı: Okuyucunun doğrudan adresi ve tarif edilen olayların kurgusal niteliğinin açık…

Varoluşçu Edebiyat
Edebiyat / Mayıs 17, 2018

Varoluşçu Edebiyat “Düşünüyorum, O Halde Varım” Şimdi klişe seviyesine kadar indirilmiş olmasına rağmen Rene Descartes’ın ünlü sözü varoluşçu düşüncenin felsefi temellerini mükemmel bir şekilde ortaya koyan en önemli sözdür. Varoluşçuluğun kökleri, on dokuzuncu ve yirminci yüzyıl filozoflarının, ki aralarında Friedrich Nietzsche, Martin Heidegger ve Søren Kierkegaard gibi yazarlar var; yazılarına dayanır. Felsefe, bakış açıları, estetik ve dünya ile başa çıkma yaklaşımları ve doğal zorlukları arasında çok gevşek bir birikimdir. Bu nedenle, disiplin hatlarını ve sorgulama biçimlerini geçen sayısız permutasyonlar ve varoluşçu akımları vardır. En genel anlamda varoluşçuluk, varoluşun içinde anlam bulma problemi ile ilgilenir. Bu açıdan bakıldığında, Varoluşçu Edebiyat ’ta bireyin kendini bulma ve araması üzerine kurgulanmış bir yapıtı ortaya koyma ilmi olarak kısaca ifade edilebilir. Varoluşçu Edebiyat ‘ta birey kendi benliği için anlam bulmalı veya yaratmalıdır. Varoluşçu düşünce, kötümserlik ve hatta nihayet dolu bir nihilizm için adil olmayan bir üne kavuşmuştur. Bu itibar biraz anlaşılabilir. Anlam yaratma fikri, bazılarını sonuçta anlamsız ve hatta saçma olarak vurgular. Varoluşçu Edebiyat ile ilişkili, anonim, can sıkıntısı ya da korku gibi popüler kuşakların bazıları da ortalama okuyucuyu karamsarlıkla avutmak olarak algılanabilir. Ancak, felsefi varoluşçu düşüncesinde hiçbir şey, insanlık ya da gerçekliğin olumsuz bir görünümünü dikte etmez sadece etrafında gezinerek karamsarlık iç güdüsü sentezi…

İnsan Kendine De İyi Gelir Kitap İncelemesi
Kitap Tanıtımı / Mayıs 14, 2018

İnsan Kendine De İyi Gelir Kitap İncelemesi Yazar: Ahmet BÜKE Sayfa Sayısı: 200 Baskı: Eylül 2015 Yayınevi: On8 Kitap İnsan Kendine İyi Gelir” Nasıl Ortaya Çıktı? “İşte insan böyledir. Bile bile aldanmayı iyi bilir. Ama insan kendine de iyi gelir.” “İnsan Kendine de İyi Gelir”,  Ahmet Büke’nin On8 Blog’da her hafta yayınlanan öykülerinin derlenmesiyle ortaya çıktı. Bu kitap Ahmet Büke’nin ikinci tefrika kitabı. Önceki kitabı Mevzumuz Derin de On8 Blog’da parça parça yayınlanmış, daha sonra kitaplaştırılmıştı. Bu kitap da aynı şekilde her pazartesi Blog’da yazılan kısa öykülerden bir seçki oluşturulmasıyla hazırlandı. Kitap Hakkında Kitap otuz sekiz kısa öyküden oluşuyor. Öyküler yaklaşık dört-beş sayfalık. Ve birbiriyle iyi bir bütünlük oluşturacak şekilde kaleme alınmış. Hatta o kadar ki her bir kısa öyküyü bir romanın bölümleri olarak bile değerlendirebiliriz. Bütün öykülerde anasız babasız, aile büyükleriyle yaşayan bir çocuğun gözünden bir mahalle anlatılıyor. Bir mahalle derken bunun içinde mahalle kavgaları, garip mahalle sakinleri, bu mahalleye sirayet eden siyasi olaylar vs var. Yani çok farklı maceralar var şüphesiz. Ama bunların hepsi kahramanımızın İzmir’deki yaşadığı mahallede cereyan ediyor. Bu mahalle çok sıcak, samimi bir mahalle. Sakinleri de öyle üstelik. Arap Hatçam Teyze, Bakkal Nihat, Berber Kazım hepsi o kadar bizden o kadar gerçek ki… Bir sorunumuz olduğunda bir…

Halk Edebiyatı
Edebiyat / Mayıs 10, 2018

Halk Edebiyatı Büyükanne ve büyükbabanın sevdiği herhangi bir eski hikâye ya da ezgiyi hatırlıyor musun, yoksa belki de her yolculukta bir balık yakalayan birinin hikayesini duyuyor da olabilirsin. Bunlar ve muhtemelen daha önce duyduğunuz öyküler ve şarkılar Halk Edebiyatı’nın örnekleridir. Şarkı söyleme veya hikâye anlatımının sözlü gelenekleri olarak kısaca tanımlanabilecek Halk Edebiyatı, en eski edebi akımlardan biridir.  Bu şarkıları ya da öyküler yazıldığında, sözlü geleneklerin korunması, halk edebiyatının en temel özelliklerinden biridir. Peki Halk Edebiyatı ile ilgili en çok merak edilen soruyu soralım o zaman: Kim yazdı? Hala bilinen Batı Halk Edebiyatı örneklerinden bazıları, Sümer (Gılgamış) ve Yunanistan (Iliad&Odyssey) destanlarında bulunabilir. İnsanlar bu devasa eserleri ve diğer halk şarkılarını binlerce yıl boyunca tek bir yazara atfetmeye çalışmış olsalar dagerçek şu ki, bunu kesinlikle herhangi bir kesime yad a kişiye endeksleme yapamayız. Bunun nedeni, Halk Edebiyatı’nın geleneksel olarak yazılı kelimeden ziyade geleneksel olarak aktarılan bir miras olarak – gerçekten bir kültürün ürünü değil, yaşayan bir birey olmasındandır. Öte yandan, halk edebiyatının, daha önce sadece ağızdan dolaşan bir eser ya da öykü olduğu söylenebilir. Örneğin, Grimm kardeşlerin peri masalı Cinderella’nın versiyonuna aşina olabiliriz, ama bu hikâyenin diğer pek çok biçimi de var. Fakat artık bu tüm insanların ortak birer paydası olmuştur.